‘Filler tepinir, çimenler ezilir’ sözünü doğrularcasına yaşananlar, güç kavgasının içerisinde geçim davasıyla uğraşan sokakları canından bezdiriyor.
İktidarından muhalefetine, bürokratından üniversitesine, sivil toplum örgütlerinden medyasına, askerinden hukukçusuna kadar günlük meselelerin içinde boğuşanlar, sokakta mendil satarak karnını doyurmaya çalışan insanın halinden ne kadar anlıyor?
Amerika’dan ithal senaryolarla yorulan Türkiye, kriz ortamında yeniden yapılanma fırsatını kaçırırken, kucaklayıcı olması gerekenler herkesle kavga ediyor.
Gözyaşlarının sel olup akmadığı, ama lafının zirvelere taşındığı, bazıları kirasını ödeyemeyip gözyaşı akıtırken, bazılarının timsah gözyaşlarıyla ortada dolaştığı Türkiye, sizde de yorgunluk hali yaratmadı mı?
Genç bir cumhuriyetin bu kadar yorgun olması, size de yanlış gelmiyor mu? Koltuk kavgalarının arasında, ülkeyi ekonomiden eğitime darmadağın edenlerin, yıllardır faturayı bırakarak kaçtığı, yolsuzlukların, hesapsız zenginleşmelerin yaşandığı bir ülkede, halen mevcut iktidarın da yeni faturalar ekleme uğraşısında olmasını aklınız alıyor mu?
Bir at yarışına benzeyen eğitim sonrası ortaya çıkan, ezbere boğulmuş ve robotlaşmış çocuklarla, onlara istihdam yaratamayan adamların kavgasında nereye gidiyoruz?
Neden bu ülkeye bir gün de bol elbise giydirilmiyor? Neden hep dar elbiselerin içinde, karnımızı içeri çeke çeke yaşamak zorunda kalıyoruz?
Takım elbiselerle spor yapmaya çalışan, ayakları bağlanarak koşması istenen ve en çok da bar köşelerinde ülkeyi kurtaran aydınlar tarafından aşağılanan, hor görülen, yazılarla kurgulanmış köşelerde sürekli küfredilen bu ülkenin, yorgun olmasından daha doğal ne olabilir?
Yanlışın alenen tartışmasının yapılmadığı, ama sorumlusunun arandığı, sonuçta faturanın vatandaşa çıkarıldığı, bu konuda hatalı olanların hepsinin, sütten çıkmış ak kaşık gibi ortada dolaştığı bir ülkeyi hak ediyor muyuz?
Hırsızların hangi cepheden olduğu ile ilintili olarak sorgulandığı, hakkın cepte taşınan kartvizitle beraber arandığı, insanların meydanlara dökülerek protesto etme hürriyetinin terörizm ile bağdaştırıldığı bir ülke sizi de yormadı mı?
Proje konuşanların hayalcilikle suçlandığı, ABD onaylı olmayanların siyaset hakkının olmadığına inanıldığı, özgürlük adına özgürlüklerin kısıtlandığı, sonra da demokrasi diye yutturulduğu bir ülkede çözüme ulaşmak mümkün mü?
Tam bağımsızlık kavramının eski bir moda olduğunun pompalandığı bir ortamda, gelişmeden söz etmek mümkün mü?
Haldun Taner’in, ‘Düşünen beyinlere zararlı fikirler üşüşür, büyükler her şeyi bizden iyi düşünür’ repliğini tiyatro senaryosuna koyduğu günlerden, bugünlere ne kadar ders aldık? Daha ne kadar çözümleri yurtdışında aramaya devam edeceğiz?
Daha ne kadar birbirimizi dövmeye devam edeceğiz?
Sus olmuşsa, zehir dolu mürekkep kalemimde
Bir yorgunluk hali çökmüş demektir yüreğimde.
Ey yedi cihanı titreten milletin torunu,
Ne dem akîl olacaksın hürriyet mücadelesinde?
cetinunsalan@yahoo.com